Fotodinamik terapi (Photodynamic Therapy; PDT), ışığa duyarlı bir maddenin (fotosensitizer) intravenöz olarak uygulanması ve ardından hedef lezyona belirli dalga boyunda lazer ışığı verilerek damarların seçici olarak tıkanmasını sağlayan bir tedavi yöntemidir.
Oftalmolojide 1990’larda kullanılmaya başlanmış ve verteporfin (ticari adı: Visudyne®) ile PDT, 2000 yılında ABD FDA’sı tarafından yaşa bağlı makula dejenerasyonu için onaylanmıştır. Japonya’da 2004 yılında sigorta kapsamına alınmıştır.
PDT başlangıçta yaşa bağlı makula dejenerasyonunun ana tedavisi olarak yaygın şekilde kullanılmış, ancak anti-VEGF ilaçların ortaya çıkmasıyla AMD’deki yeri ikinci basamak veya anti-VEGF ilaçlarla kombinasyon tedavisine dönüşmüştür. Bununla birlikte, santral seröz koryoretinopatide halen önemli tedavi seçeneklerinden biridir, ancak Japonya’da sigorta kapsamı dışındadır.
PDT ayrıca koroidal oküler tümörlerde (koroidal hemanjiyom, koroidal melanom gibi) de uygulanmakta olup tümörler için artırılmış ışınlama enerjisi protokolü kullanılır. 1)
QPDT sigorta kapsamında mı?
A
Japonya’da, yaşa bağlı makula dejenerasyonu için PDT sigorta kapsamındadır. Öte yandan, santral seröz koryoretinopati için PDT sigorta kapsamında değildir ve hasta için maliyet oluşturabilir. Tedaviden önce sorumlu doktorla teyit etmek önemlidir.
Santral skotom: Makula merkezindeki hasar ilerledikçe ortaya çıkar.
Renk görme bozukluğu: Makula fotoreseptör hücrelerinin hasarına bağlıdır.
Santral seröz koryoretinopatide semptomların süresi görme prognozu ile doğrudan ilişkilidir. Semptomların devam ettiği her hafta için görme iyileşme olasılığının yaklaşık %4 azaldığı belirtilmektedir. 3)
PDT endikasyon değerlendirmesi için önemli bulgular hastalığa göre aşağıda gösterilmiştir.
Yaşa bağlı makula dejenerasyonu (eksüdatif tip)
Klasik tip koroidal neovaskülarizasyon: FA’da (floresein anjiyografi) sınırları belirgin erken hiperfloresans gösterir. TAP protokolünde GLD ölçümü için temel oluşturur.
Santral seröz koryoretinopati: Orta yaşlı erkekler (erkek baskınlığı). Psikolojik ve fiziksel stres. Kortikosteroid kullanımı (lokal veya sistemik). A tipi kişilik. Hiperkortizolemi.
Polipoidal koroidal vaskülopati: Asyalılarda ve Japonlarda sık görülür. Yaşa bağlı makula dejenerasyonuna göre daha genç yaşta ortaya çıkar. 2)
QSteroid ilaç kullanımı santral seröz koryoretinopatiye yatkınlık yaratır mı?
A
Santral seröz koryoretinopati ile steroid ilaç kullanımı arasında ilişki bilinmektedir. Sistemik ve lokal (göz damlası, burun spreyi, eklem içi) uygulamaların tümü hastalığın başlaması veya kötüleşmesi için risk oluşturabilir. Steroid kullanırken santral seröz koryoretinopatiyi düşündüren belirtiler ortaya çıkarsa, derhal bir göz doktoruna başvurmak önemlidir.
Floresein anjiyografi (FA): Koroidal neovaskülarizasyonun kapsamı ve özelliklerinin (klasik/gizli) değerlendirilmesi. GLD (en büyük lineer çap) ölçümünde kullanılır. TAP protokolünde ışınlama çapının belirlenmesi için gereklidir.
İndosiyanin yeşili anjiyografi (ICGA): Polipoidal koroidal vaskülopatide polip ve BVN tespiti için vazgeçilmezdir. Santral seröz koryoretinopatide koroid hiperfloresans alanlarını belirlemek ve PDT ışınlama alanını belirlemek için kullanılır. 3)
OCT anjiyografi (OCT-A): Koroidal neovaskülarizasyon ve BVN’nin noninvaziv değerlendirmesi. Kontrast madde kullanmadan kan akış bilgisi sağlar. Polipoidal koroidal vaskülopatide BVN değerlendirmesinde kullanımı artmaktadır. 2)
TAP protokolüne uygun ışın çapı hesaplaması için, FA’da doğrulanan koroidal neovasküler membranın tüm GLD’si ölçülür. Işın spot çapı temel olarak “GLD + 1000 μm”dir. Maksimum ışın çapı 6000 μm ile sınırlıdır.
Santral seröz koryoretinopati için PDT’de, ICGA ile tanımlanan koroidal hiperperfüzyon alanı ışın hedefidir. 3) Hiperperfüzyon alanının tamamını kapsayan ışın tasarımı, SRF kaybolma oranının iyileşmesine katkıda bulunur.
Standart protokole bağlı görme azalması riskini azaltmak için aşağıdaki modifiye protokol geliştirilmiştir. Özellikle santral seröz koryoretinopati uygulamasında yaygın olarak araştırılmaktadır.
TAP ve VIP çalışmaları: Klasik baskın koroidal neovaskülarizasyonda etkinlik göstermiştir. 4)
ANCHOR çalışması: Ranibizumab ile karşılaştırıldığında PDT’nin tek başına daha düşük etkinlik gösterdiği kanıtlanmıştır. 4)
Güncel konumu: Anti-VEGF ilaçlar birinci basamak tedavidir. PDT, anti-VEGF ilaçlara yanıtsız olgularda ve bazı koroidal neovaskülarizasyonlarda ikinci basamak veya kombinasyon olarak kullanılır. 5)
Santral Seröz Koryoretinopati
PLACE randomize çalışması: Yarı doz PDT grubunda subretinal sıvı kaybolma oranı %67,2 iken HSML lazer grubunda %28,8 (p<0,001). 3)
SPECTRA çalışması: Yarı doz PDT grubunda subretinal sıvı kaybolma oranı %78 iken eplerenon grubunda %17. 3)
REPLACE/SPECS çalışmaları: Yarı doz PDT’nin yüksek etkinliğini desteklemektedir. 3)
Polipoidal Koroidal Vaskülopati
EVEREST çalışması: ICGA kılavuzluğunda tek başına PDT veya ranibizumab ile kombinasyon, polipoidal koroidal vaskülopati gerilemesinde etkilidir. 2)
Santral seröz koryoretinopati için PDT, Japonya’da sigorta kapsamında değildir, ancak kronik santral seröz koryoretinopati için etkinliği birden fazla yüksek kaliteli randomize kontrollü çalışma ile kanıtlanmıştır. 3) Yarı doz PDT protokolü (3 mg/m²) standart olarak yaygın şekilde kullanılmaktadır.
QTedavi kaç kez yapılmalıdır?
A
İlk PDT’den 3 ay sonra OCT vb. ile etkinlik değerlendirilir ve gerekirse yeniden tedavi yapılır. Yaşa bağlı makula dejenerasyonunda genellikle 3 ayda bir değerlendirme yapılır. Santral seröz koryoretinopatide, tek bir yarı doz PDT birçok vakada SRF’yi ortadan kaldırır, bu nedenle tekrarlayan tedavi gerektiren vakalar nispeten azdır. 3)
PDT, termal etki yerine fotokimyasal reaksiyon yoluyla vasküler hasarı indükler. Bu, geleneksel termal lazer koagülasyonundan temel farktır. 1)
Etki akışı aşağıdaki gibidir:
Fotoduyarlaştırıcı maddenin alımı: Verteporfin, intravenöz uygulamadan sonra LDL reseptörlerini yüksek oranda eksprese eden yeni damar endotel hücrelerine seçici olarak birikir.
Fotokimyasal reaksiyon: 689 nm lazer ışınımı ile verteporfin uyarılmış hale geçer ve çevredeki moleküler oksijenden tekli oksijen (reaktif oksijen türü) üretilir. 1)
Damar endotel hasarı: Tekli oksijen, damar endotel hücrelerine doğrudan zarar vererek endotel hasarı ve inflamatuar yanıt oluşturur.
Trombüs oluşumu ve damar tıkanıklığı: Endotel hasarı, trombosit agregasyonu ve trombüs oluşumunu tetikleyerek hedef damarların seçici tıkanmasını sağlar. 1)
Termal lazer, retina fotoreseptörleri de dahil tüm katmanları pıhtılaştırırken, PDT seçici olarak yeni damar endoteline etki ettiğinden çevredeki nöral retinada termal hasar daha azdır. 1)
Santral Seröz Koryoretinopatide Koroid Üzerine Etki
Santral seröz koryoretinopatide PDT’nin ana hedefi koroid damarlarıdır. 3)
Koroid kapiller tabakasında kan akışının normalleşmesi: Aşırı geçirgenlik gösteren koroid damarlarının seçici olarak tıkanması ve yeniden şekillenmesi.
RPE (Retina Pigment Epiteli) pompa fonksiyonunun geri kazanılması: Koroid hidrostatik basıncının düşmesiyle RPE pompası işlevini geri kazanır ve subretinal sıvı emilir.
Koroid kalınlığının iyileşmesi: PDT sonrası koroid kalınlığında anlamlı azalma gözlenmiştir.
Polipoidal Koroidal Vaskülopati ve Pakikoroid İlişkisi
Polipoidal koroidal vaskülopati, santral seröz koryoretinopati gibi, pakikoroid (koroid kalınlaşması ve büyük damar tabakasında genişleme) zemininde gelişir. 2)ICGA’da görülen polipoidal lezyonlar, anormal koroid damarlarından kanama ve sızıntının kaynağıdır. PDT, bu polipoidal lezyonlar üzerinde doğrudan tıkayıcı etki gösterir.
7. Güncel Araştırmalar ve Gelecek Perspektifler (Araştırma Aşamasındaki Raporlar)
Verteporfin (Visudyne®) 2021 civarından beri küresel bir tedarik sıkıntısı yaşamakta ve PDT tedavisi fırsatlarını sınırlamaktadır. Bu durum, santral seröz koryoretinopati ve polipoidal koroidal vaskülopati tedavi fırsatlarını etkilemiş ve alternatif tedavilerin (anti-VEGF ilaçları, mineralokortikoid antagonistleri vb.) rolünü nispeten artırmıştır.
Japon yaşa bağlı makula dejenerasyonu tedavi kılavuzlarında, bazı vakalarda anti-VEGF ilaçlarla kombine PDT önerilmektedir. 5) Özellikle polipoidal koroidal vaskülopatide, kombine tedavinin anti-VEGF ilacına kıyasla polip gerileme oranını artırdığı gösterilmiştir.
Sen P ve ark., 2023’teki polipoidal koroidal vaskülopati kapsamlı incelemelerinde, OCT tabanlı tanı yöntemlerinin (OCT-A dahil) yaygınlaşmasıyla polipoidal koroidal vaskülopati tanı doğruluğunun arttığını bildirdi. Ayrıca anti-VEGF ilaçlar ve PDT kombinasyonunun hem polip gerilemesi hem de görme korunması açısından üstün etki gösterdiğine dair kanıtların biriktiğini vurguladı. 2)
OCT Tabanlı Tanıya Geçiş ve PDT Endikasyonlarının Hassaslaştırılması
Polipoidal koroidal vaskülopati ve pakikoroid spektrum hastalıklarında, ICGA kullanılmadan non-invaziv OCT ve OCT-A tabanlı tanı ilerlemektedir. 2) Bu, kontrast madde alerjisi riski olan hastalarda bile tanı ve tedavi planlamasını mümkün kılmaktadır.
Daha verimli hedefli iletim ve düşük toksisiteyi amaçlayan nanokompozit teknolojisi kullanılarak yeni fotosensitizörler üzerinde araştırmalar devam etmektedir. 1) Oftalmik tümör alanında PDT uygulamasının genişletilmesi de değerlendirilmekte olup, koroidal melanom için yüksek enerjili PDT’nin (100 J/cm²) etkinliği incelenmektedir. 1)
Santral Seröz Koryoretinopati için Yeni Tedavi Karşılaştırma Çalışmaları
Cheung CMG ve ark.‘nın 2025 tarihli incelemesi, santral seröz koryoretinopati için PLACE, SPECTRA, REPLACE ve SPECS adlı dört randomize kontrollü çalışmanın, yarım doz PDT’nin üstünlüğünü tutarlı bir şekilde gösterdiğini özetlemiştir. Semptomların devam ettiği her hafta için görme iyileşme olasılığının yaklaşık %4 azaldığı bulgusu, erken müdahalenin önemini gösteren bir işaret olarak dikkat çekmektedir. 3)